3 Ekim 2010 Pazar

Sigurd ve Gudrún Efsanesi

Hatırlıyorum asılı kaldığımı rüzgâr alan bir ağaçta,
Hem de tam dokuz gece boyunca.
Mızrak yarasıyla teslim ettim ruhumu Odin'e
Kendimi, aslında yine kendime.
Köklerinin nerelere uzandığını kimsenin bilmediği,
O ağacın dalları üzerinde.

-Poetic Edda-

Bilbo Baggins’in maceralarını zevkle okuyanların çok azı orada geçen cüce isimlerinin başka bir kaynaktan aynen alındığının farkındadır sanırım. Belki çoğumuz Tolkien’in o isimleri kendisinin uydurduğunu düşünürüz, fakat işin aslı öyle değildir. Mevzu bahis alıntı yapılan metin bugün İskandinav mitlerinin temel kaynaklarından biri olan Elder Edda(Eski Edda) veya başka bir değişle Poetic Edda(Nazım Edda)’dır. Bu uzun şiirin Völuspa adlı başlangıç bölümünde Birimir ve Blain adlı iki devin sırasıyla kanı ve bacakları yardımıyla neşet eden cücelerin isimleri sayılır tek tek. Orada Durin, Dain, Bifur, Bofur, Bombur, Nori ve Gloin gibi pek çok tanıdık ismi şaşkınla okuruz. Hattâ Gandalf ismi de bir cüce adı olarak geçer metinde, ki büyü elfi anlamına gelen bu kelimeyi Tolkien yapıtında önce cücelerin lideri için kullanmayı düşünmüş, fakat sonra vazgeçmiştir.

Onun daha sonraları Hobbit’teki bu seçiminden rahatsız olduğunu bilsek de, bu durum Tolkien’in İskandinav söylencelerine olan ilgisinin ne düzeyde olduğuna dair somut bir örnek teşkil ediyor. Tolkien iyi bilinmese de Eski İskandinav dili ve edebiyatı üzerine oldukça yetkindi ve bu doğrultuda Oxford’da yıllarca ders vermiştir. Ayrıca Oxford’a geldiği ilk yılda Coalbiters adlı bir okuma grubu kurduğunu biliyoruz. Grubun amacı İzlanda sagalarıyla ilgilenen insanları bir araya getirmekti. Daha sonra bu grup dağılır ve Inklings adıyla başka bir grup kurulur ve daha geniş bir minval üzere devam ederler okumalarına ve netice itibariyle 20. yüzyıl edebiyatı açısından çok etkili bir birliktelik oluştururlar.

Esasen Tolkien’in İskandinav söylenceleriyle haşır-neşir oluşu çocukluğuna kadar uzanıyor. William Morris’in The Story of Sigurd the Volsung and the Fall of the Niblungs adlı anlatısını çok sevdiğini biliyoruz. Yine Andrew Lang’in başka öyküleri gibi, Sigurd ve Fafnir öyküsüne de hayrandı. Dahası 18 yaşındayken daha sonra yaratacağı diller ve isimler konusunda kendisine çok ilham verecek olan Kalevala’yı okumak için Fince öğrenmiştir. Peri Masalları Üzerine adlı makalesinde şöyle anlatır çocukluğunu:
Gömülmüş bir defineyi aramak ya da korsanlarla savaşmak için çok az bir arzu duydum ve Define Adası da beni pek heyecanlandırmadı. Kızılderililer daha iyiydi: bu hikâyelerde oklar ve yaylar(yayla iyi bir atış yapma konusunda tamamıyla tatmin edilmemiş bir arzum vardı, hâlâ da var), garip diller, arkaik bir hayat tarzına ait anlık görüntüler ve her şeyin ötesinde ormanlar vardı. Ama Merlin ile Arthur’un ülkesi bunlardan daha iyiydi ve en iyisi de Sigurd ve Volsungların isimsiz Kuzey’i ve tüm ejderlerin prensiydi.
Bütün bu bağlantıların ötesinde Tolkien’in İskandinav söylencelerine olan ilgisinin daha kişisel bir örneği ancak çok yakın bir zamanda gün yüzüne çıkabildi. Christopher Tolkien’in editörlüğünde ilk kez yayınlanan The Legend of Sigurd & Gudrun adlı kitaptan söz ediyorum elbette. Tolkien’in 1930’ların ortasında yazmaya başladığı şiirlerden derlenmiş bu kitap, görünüşe bakılırsa Eski Edda’daki anlatının önemli ölçüde bir yeniden yazımı olarak çıkıyor karşımıza. Kaynak metinle karşılaştırılınca çeviri olmadığı apaçık gözüküyor, ama anlatının genel akışı büyük oranda aynı. Zaten anlatının nerelerde farklılaştığını Christopher Tolkien’in bölüm sonu notlarında ayrıntılı olarak bulmak mümkün. Yine Christopher Tolkien babasının bu şiirleri yazma amacını orijinal kaynaktaki belirsizlikleri, çelişkileri ve muammaları gidermek olarak tarif ediyor ki, bunu Tolkien’in ilgili bir mektubu da doğrulamakta.

Kitap iki ana bölümden müteşekkil. İlk bölüme Völsungakviða en nýja(New Lay of the Völsungs) adı verilmiş. Bu bölüm Poetic Edda’nın Völuspa adlı başlangıç bölümüyle paralel bir şekilde açılıyor ve Andvari’nin Altınları gibi iyi bilinen öykülerle birlikte temelde Sigmund ve oğlu Sigurd’un öyküsünü içeriyor. İkinci kısım ise Guðrúnarkviða en nýja(New Lay of Gudrún) başlığını taşımakta ve burada da Sigurd’un ölümünden sonra talihsiz karısı Gudrún’un başından geçenler anlatılıyor. Kitabın ana içeriği olan bu iki manzum metin Poetic Edda'da da kullanılan ve fornyroislag adı verilen sekizli bir vezinle yazılmışlar. Ayrıca kitabın ilk kısmına Tolkien’in Oxford’da verdiği Eski İskandinav edebiyatı ders notları da eklenmiş. Son kısımda ise yine bazı ek açıklama ve parçalar yer alıyor.

Kitabın İngilizcesi bir sene önce yayımlanmıştı. Türkçesi de İthaki Yayınları yoluyla geçen ay içinde basıldı. Manzum metin çevirmek çok zor bir mesele, hele de, bir dile özgü karmaşık bir vezin yapısını başka bir dile aktarmak mümkün değil. Dolayısıyla İngilizce metinle Türkçe metni kıyaslamak haksızlık olur. Yine de karşılaştırınca anlamın aktarımında çok fazla bir sorun yok ve belli bir ritim duygusu da yakalanmış çeviride.

Velhâsıl-ı kelam Tolkien’in Hobbit dışında hem Silmarillion öykülerini hem de Yüzüklerin Efendisi’ni yazarken ilham aldığı söylencelerin kendi elinden çıkmış bu yeniden yorumu, özellikle daha önce Eddaların içeriğinden haberdar olmayanlar için iyi bir zemin teşkil edebilir. Bu okurlara bir muhterem zatın yapacağı üzere, şiddet içermeyen bir şiddetle tavsiye ediyorum.

30 Aralık 2009 Çarşamba

60'lar ve Tolkien

Utanç verici bir ihmalkârlığa kurban gitmiş gibi görünen bu sayfalara bir şeyler yazmak istiyordum uzun zamandır, ama bir türlü gerçekleşemedi bu arzu. Aklımda yazacak mevzular da var amma serde tembellik ağır basıyor işte. Yine de yazılmış güzel metinlere rastlamak mümkün, onlardan alıntı yapabiliriz kolaylıkla. Aşağıdaki şahane yazı bir dönemin Yüzükleri Efendisi ile de bağlantılı öyküsünden ilginç kesitler içeriyor. Metin bu hâliyle ilk kez Kadıköy Underground Poetix dergisinin birinci sayısında yayınlanmıştır ve "içerden ç/alıntılayın! gurur duyarız, lakin kaynak belirtin..." buyruğundan cesaret bularak huzurlarınıza çıkmaktadır. Böyle biline!


Diggerlar’ın Yeraltında bir Hobbit yaşardı.

"Bu sırada, 1966’da, Haight ülkenin her yanından serbestlik ya da kişisel yetkenin hüküm sürdüğü bir hayat umudu aramak üzere gelen genç insanlarla dolup taşıyordu," diye anımsıyor o sıralar Digger Peter Cohon olarak bilinen aktör Peter Coyote.(1) Daha 1967’nin Aşk Yazı’na 75.000 kişi akın etmemişken bile 1966 Ocak’ında San Fransisco’da Golden Gate Parkı’nın dışa doğru uzanan kısmında Gandalf adında sakallı bir adama rastlayabilirdiniz. Bu çayırlık minik vilayet yeni Hobbit-yurduydu ve Gandalf sizi oralarda hızla bir efsane haline gelen bir gençle tanıştırabilirdi; Frodo Baggins.(2)

Yüzüklerin Efendisi (1954-55) anti-komünizmin altın çağında basılmıştı ve Tolkien Orklar’ın komünistler olup olmadığı sorusunu yanıtlamak zorunda kalabileceğini bile sezmişti.(3) Ancak Vietnam Savaşı döneminin radikalleşmiş altkültürü içerisinde Yüzük’ün daha çok iyi ve kötü arasında bir savaş olarak görülen anıtsal destanı temelde Doğa ve Kapital arasında bir savaş olarak yorumlanmıştı. Bizzat her tarafta boy gösteren şu slogan bile tehlike altında olan hayatın savunusundan başka bir şey değildi: Frodo Yaşıyor! Hristiyan dergisi Second Spring’te de yazıldığı gibi: “Kitap, Hippy hareketi ve Yeşiller için bir İncil haline geldi.”

A.B.D.’de Houghton-Mifflin tarafından İngiltere’deki Unwin kopyasından ciltli kapağa basılan Yüzüklerin Efendisi’nin satışları on yıl boyunca mütevazi boyuttaydı. Ancak 1965’te birdenbire üç kitap Ace Yayınları tarafından izinsiz olarak karton kapağa basıldı ve tanesi 75 sentten satılmaya başlandı ve aşırı öfkelenen Tolkien bir tüketici boykotu önerdi. Ace’le telif hakları sonuca bağlanarak bir kaç ay içerisinde Ballantine Yayınları tarafından izinli bir karton kapak baskı yapıldı. Yüzüklerin Efendisi iki kez en iyi satan oldu: ihtilaflı korsan baskıyla ve hemen bir kaç ay sonrasında da yasal baskısıyla. Aynı yıl Ballantine, Hobbit’i de ilk kez karton kapakla bastı ve Hobbit tüm zamanların en iyi satan karton kapaklı kitapları arasına girdi. İngiltere’de ise üçleme 1968 yılına dek karton kapakla basılmadı. Baskısıysa beklenemedik bir sansasyon oldu ve Beatles maceraperest hobbitleri Muhteşem Dörtlü’nün oynayacağı bir Hobbit filmi çekmek için Tolkien’i ikna etmeye yönelik başarısız bir girişimde bulundular.

İspanya’daki Granada Üniversitesi’nde bir Tolkien uzmanı olan Margarita Carretero-Gonzalez “Televizyonda Irak savaşına karşı New York’ta yapılan bir gösteride ‘Frodo Başaramadı’ pankartını görünce Tolkien’in karakterlerinin Vietnam savaşına karşı düzenlenen gösterilerde defalarca tekrarlandığını okuduğumu anımsadım,” diyor. Başkanlık seçimleri için aday gösterilen bir Gandalf bile vardı.(5) 1962’de Ramparts dergisini çıkaran radikal Katolik Warren Hinckle, 1967’de Tolkien’in klasik Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin “kesinlikle her hippie’nin favori kitabı” olduğunu yazmıştı.

Altmışların Açlığı

Peter Coyote, “Haight’in enerjisinin hatırı sayılır bir kısmı bu gerçek deneyime duyulan açlıktı,” demişti.(7) Tolkien’in yanısıra Haight’e gelenleri etkileyen başka yazarlar da vardı. 1951’de basılmış olsa da, J. D. Salinger’in yazdığı Çavdar Tarlası’nda Çocuklar’ın altmışlarda reşit olanlara hala söyleyecek çok şeyi vardı. Holden Caulfield’in gündüz düşü kaosa bir anlam katıyordu:
Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta yetişkin hiç kimse, yani benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim.(8)
Jack Kerouac’ın 1957 tarihli lirik romanı Yolda, Dean Moriarty’nin (Neal Cassady) macerasını karşı-kültür için bir yol haritası haline getiriyordu.
Ya, işte böyle, Amerika’da günbatımı olunca bazen nehrin kenarındaki yıkık iskeleye oturur, New Jersey’nin üstünde göz alabildiğine uzanan gökyüzünü seyreder, inanılmayacak büyük tek bir tümsek halinde Batı Kıyısına doğru yuvarlanan o toy toprakların, başını alıp giden yolların ve sonsuzlukta oturup hayal kuran insanların varlığını hissederim, derim ki Iowa’da çocuklar ağlıyor şimdi, ağlamalarına izin verilen yerde, o gece gökte yıldız olmayacaktır, Tanrı bir Paf Puf Ayı’dır orada, bilmez misiniz, akşam yıldızı çayırın üstüne ölgün ışıklarını dökmektedir, az sonra esaslı bir gece sökecektir, dünyayı kutsayan, bütün nehirleri karartan, tepeleri sarıp sarmalayan, son kıyıyı da kapayan gece, ve kimse ne olacağını bilmeyecektir, yaşlanmanın çaresiz sefaletinden başka, işte o zaman Dean Moriarty gelir aklıma, ardından ihtiyar Dean Moriarty, bulamadığımız baba, ve gene Dean Moriarty.(9)
Bu mitik arayış kimilerini korkuturken kimilerine de ilham verdi. Beat Rönesansı’nın önde gelen figürlerinden biri olan Gary Snyder’ın söylediği gibi “Hoşnut olanların çoğu San Fransisco’yı mesken tuttu (Kerouac’ın bir sonraki romanı The Subterraneans’ın geçtiği yer)...”(10) Snyder ve Allen’le olan ilişkileri ise Kerouac’a Zen Kaçıkları (1958) için ilham verdi.

Soyut bir ulusçuluktan ziyade jeolojik manada vatan sevgisi gençlerin toplumsal bilincinin esaslı bir parçası haline geldi. Yüzüklerin Efendisi’nin dışında doğa ve zeki canlılar arasındaki etkileşime dair bir farkındalığı vurgulayan başka hayalgücü şaheserleri de vardı; örneğin Robert A. Heinlein’ın kült klasiği Yaban Diyarlardaki Yabancı (1961) ve Frank Herbert’in Dune’u (1965).

Bu dönemde Rachel Carson’un yazdığı Sessiz Bahar (1962) pek çok kişiye en azından ekolojinin çeşitli dallarını tanıtmış oldu. Ancak SF Diggers hareketinin kurucularından bir kısmı için çok daha etkili olan bir kitap da Doğal Kaynakları Koruma Vakfı’ndan Raymond Dasmann’ın yazdığı The Destruction of California’ydı . Kitabın arka kapağında “Yalın bir anlatımla söylediği şey, burada, bu eyalette intihara teşebbüs ettiğimiz gerçeğidir,” diyordu ve Dasmann’ı zoolog, biyolog ve ormancılık, saha yönetimi ve bitki ekolojisi uzmanı olarak tanıtıyordu.(11)

“Çocukken sahip olduğum evrene adanmışlık duygusunu asla yitirmedim,” diyen Peter Coyote pek çok kişinin derdine tercüman oluyordu. “Temel derdimin her zaman için insanları bu görkemli gezegene uyandırmak olduğunu hissettim, onları buna uyandırmak ve bunun kıymetini bilmek.”(12)

Büyü Bozan Büyücü

Doğal çevreyle ilgili bu artan duyarlılığa, hepsine hükmedecek bir büyücü dahil oldu. Rachel Carson’un Sessiz Bahar’ından bir kaç ay önce 1962’de, Murray Bookchin’in yazdığı, çevreye dair marazların kapsamlı bir incelemesi olan Sentetik Çevremiz basıldı. Bookchin, Lewis Herber takma adıyla, yazılmış ilk radikal politik ekoloji manifestosunu yayınlamıştı. “Ekoloji ve Devrimci Düşünce yayınlandığında New York’ta hippi hareketi tam da rayına oturmaktaydı,” diye belirtmişti.(13)

Manifesto, 1964’te Comment in New York’ta ve New Directions in Libertarian Thoght’ta yayınlandı. 1966’da İngiltere’de Anarchy dergisinde yeniden yayınlandı ve bundan sonra 1971’de ve sonraki basımlarında Kıtlık Sonrası Anarşizm kitabında toplanana dek yeni basımları yaygın olarak dolaşıma girdi. 1965’te Bookchin öncü niteliğinde başka bir makale yazdı; “Özgürlükçü Bir Teknolojiye Doğru” ve pek çok başka provokatif makale ve kitap bunu takip etti. Ne var ki hareket onun giderek büyüyen dogmatizmi ve tüm diğer radikal ekolojilere karşı olan hısımlığından sakınmaya başlayınca ekoloji hareketinin en aydınlatıcı kurucularından biri olarak Bookchin’in ününe de gölge düştü.

Bookchin, “Benim ekoloji ve anarşizm üzerine yazdıklarımın ekoloji konusundaki ilk radikal politik yazılar olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Bunlar Yeni Sol arasında son derece popüler hale geldi. İnsanlar radikal ekolojinin kökenlerini hatırlamıyor; bunu Ralph Nader ya da belki Barry Commoner’ın ortaya çıkarıp Yeni Sol’u etkilediğini düşünüyorlar. Bu son derece yanlış; radikal ekolojinin hakiki tarihi henüz yazılmayı bekliyor,” demişti.(14)

Gerçekliğin Karşısına Fantaziyle Çıkmak

Ne var ki radikal ekolojinin kökenlerine ilişkin gerçekleri yeniden bir araya getirirken fantazinin, özellikle de Yüzüklerin Efendisi’nin etkisini gözden kaçırmamalıyız. Geçenlerde Angie Errigo’nun da belirttiği gibi “Hippi karşı-kültürü üçlemeyi gayr-i resmi grup metni olarak benimsedi ve hippi döneminden itibaren kitabın popülerliği çevre hareketi içerisinde giderek arttı.”(15)

Üçleme, büyüsünü popüler bilinç üzerinde sergileyerek sosyal ekoloji, derin ekoloji, biyobölgeselcilik ve eko-sosyalizmin teorik öncüleri için verimli bir toprak hazırladı. San Fransisko, Yeni Çağ’ın fantazi başkentiydi ve 1984’te Charles Perry’nin de söylediği üzere:
“Haight-Ashbury altmışlarda çiçek açan ekoloji hareketine yoğun bir insan gücü sağladı.”(16)
Yeni radikal ekoloji hareketinde, Tolkien’in doğaya yeniden büyüsünü kazandıran tarzı ve Bookchin’in bilimsel aydınlanma tarzı arasında verimli bir diyalektik sürüp gitti.

Farklı kanılara sahip akademisyenler bugün Tolkien’in belirsiz sosyal felsefesi üzerine hararetle tartışıyorlar; kimileri onu Papalığın Karşı Reformasyonu’ndan mesul tutuyor, diğerleri Monarşinin Restorasyonu’ndan ve daha başkaları ise Avusturya ekonomi okulundan.Bu muhafazakar okumalar geçmişte hobbit kıkırdamalarına yol açardı. 1960’ların ortasında karşı-kültür içerisinde Oxford eskicisinin ne şekilde yorumlandığı pek şüphe götürür değil ve bu yorumun anahtarı da Tolkien’in tüm canlıların çevreyle kurduğu ilişki hakkındaki derinden duyduğu kaygıdır. Angie Errigo’ya göre “Yeşil bir aktivist prototipi olarak Tolkien fikri 1960’ların sonlarına ve 1970’lerin başlarına dek gitmektedir.”(17)

Gerçek Frodo Baggins ayağa kalksın lütfen!

Son derece yalın ve şartsız bir biçimde “Özgürlük her şeyin özgür olmasıdır” diye düşünen Hobbit kasabasının efsanevi buçukluğunun yaygın olarak yanlış tanınan kimliğinin kilit noktası işte bu olmalı.(18) 1967 Mart’ında, San Fransisko Diggers’tan yoksulluk ve sömürüye karşı mücadelesiyle tanınan 23 yaşındaki Eugene (Emmett) Grogan, Warren Hinckle tarafından yeni Frodo olarak tasvir edilmişti: “Amacın saflığı..., hippi topluluğunun vicdanı adına tek kişilik bir haçlı birliği.”(19)

Grogan otobiyografisinde tepkisini şöyle açıklıyor: “Emmett, Ramparts’ın Mart sayısını görür görmez belayı fark etti. Ve kendisini gerçekdışı, abartılı ifadelerle Haight-Ashbury’nin Frodo Baggins’i ve Diggerların muzip kahramanı ve elebaşı olarak tasvir eden iki sayfayı okuduğunda bunun yol açacağı netameli durumu da daha iyi kavradı.”(20)

Diggerlar Efsanesi

Böyle haddini aşan bir kamusallık Diggerların çok değer verdiği anonimliği yerle bir etmişti. Kimdi bu Diggerlar? Grup bir araya geldikten kısa süre sonra, Berkeley Barb’da 21 Ocak 1966’da şöyle yazıyordu:
Öğleden sonra, saat dördü biraz geçince Ashbury boyunca gelip, Oak’ı geçiyor ve parkın dışarı doğru uzanan kısmında bir Ökaliptus ağacı altında toplanıyorlar. Kocaman açılmış gözleri, yırtık pırtık kıyafetleri ve boyunlarında muskaları var. Kimileri onlu yaşlarında, çoğu yirmilerinde ve bir kaçı da kırkın üstünde. Her şey hakkında konuşuyor, her şeye gülümsüyor ve birbirlerine getirdikleri yiyeceklerle ne yapmak isterlerse onu yapıyorlar. Onlar “DIGGER”LAR. Ve her gün saat dörtte gelen herkese yemek veriyorlar.(21)
O günden bu yana şehir gerilla tiyatrosu San Fransisko Diggerları’nın hikayesi yeraltında yayıldı, yüzlerce kez anlatıldı ve Grogan’ın öngördüğü gibi folklor ve devrimci mitleri süsledi. Paris’te 2000 yılında çıkan bir sol gazetede yayınlanan bir dizi nostaljik makalede şöyle deniyordu:
1966-67’de, San Fransisko hippilerinin aksine onlar devrimci, kurum karşıtı protestoculardı. Orada daha fazlasını yapamayacakları zaman doğaya karıştılar, topluluklar kurdular ve radikal ekolojide yeni bir hareket başlattılar.(22)
Ne var ki grubun kurucuları daha o zamandan radikal ekolojiyle ilgileniyorlardı ve aralarında S. F. Mim Kumpanyası aktörlerinin arasından çıkıp gelen Peter Berg, Peter Cohon ve Emmett Grogan ile 1966 Ağustos başında New York’tan gelip gruba katılan Billy Murcott da vardı. Murcott, grubun adını ilk Diggerlardan ilham aldı ve Digger Notları’nın ilk basımını yazdı.

Murcott’a göre insanlar maddi değerleri ve özel mülkiyet ve sermayenin kutsallığı hakkındaki kültürel önermeleri öylesine içselleştirmişlerdi ki servet ve statüye bağımlı hale gelmişlerdi.

İlk Diggerlar, Cromwell’in İngilteresi’nde Kuşatma Hareketi’ne karşı dövüşmek için bir araya gelen çiftçilerdi diye yazıyor Peter Coyote. Kral, yeni değirmenlerine pamuk sağlayacak koyunlarını yetiştirmek üzere kamu otlaklarını istimlak etmişti. İnsanlar, kimsenin kendine özel mülkiyet edinemeyeceği argümanıyla otlakları geri almaya çalıştı ve Kral da onların üzerine Cromwell ve askerlerini gönderdi. Onlara Diggers (Kazıcılar) deniyordu çünkü her sabah gün doğumunda, geçen geceki çarpışmanın ölülerini gömerlerken görünürlerdi.(23)

Yeşil Hun

“Ekolojiye karşı verilen savaşlar intihara yöneliktir” sözü pekala Yüzüklerin Efendisi’nin de hükmü olabilirdi ama Peter Berg’ün Digger manifestosu, 19. yüzyıldan miras alınan endüstriyel ideoloji ve onun kültür-makinesine yönelik bir ithamname olan ve ilk olarak Diggerlar tarafından 1966-67 kışında yayınlanan Trip Without a Ticket’ta geçmekteydi. (24)

Yeni yaşam bilimi şüphesiz pek de geçer akçe değildi. Berg’in anıları şöyle: “Neredeyse 30 yıl önce ben San Fransisko Diggerları’yla beraberken The Realist dergisinden Paul Krassner, Digger Notları’nı çıkararak sokakla iletişimimizi sağlamak istedi. Bu makalelerden birinde ekoloji sözcüğünü kullandım. Bunu hiç duymamıştı. Krassner zeki, şehirde yaşayan bir New Yorkluydu ve ekoloji sözcüğünün anlamını öğrenmek için sözlüğe bakmaya gidiyordu.” (25) Canlıların birbirleri arasında ve çevreleriyle olan ilişkilerinin bütünü ya da bir kısmı ve de bu alanda araştırma yapan bir disiplinin adı olduğunu öğrenecekti.

1972 yılında Berg Stockholm’deki ilk Birleşmiş Milletler çevre konferansına gözlemci olarak katıldı ve kendisiyle aynı kaygıları tüm dünyadan Yeşil Parti destekçilerinin paylaştığını gördü. Gary Snyder’la konuştu ve biyo-bölgeselcileri bir çatı altında toplayacak Planet Drum’ı kurdu. (26)

Bir yıl sonra Berg, daha ekolojik eksenli değerlerin gelişmesi için bir araç olarak karşı-kültür hareketleriyle de ilgilenen saygın ekolojist Raymond Dasmann’la tanıştı. İkisi, bir biyobölgeyi hem coğrafi hem de bilince dair bir arazi olarak tanımladıkları Kaliforniya’nın Yeniden İskanı’nı yazarak 1977’de The Ecologist’te yayınladılar.(27)

Yüzüklerin Efendisi’nin titiz okurları Tolkien’in çizdiği haritaları da gözlerinde canlandırırlar ki bu haritaların da Oxford’daki bir meslektaşı olan Sir Arthur George Tansley’in ekoloji kuramında geliştirdiği ekosistem konseptinden etkilenmiş olması olasıdır. (28) Angie Errigo’nun dediği gibi, “Bu da şüphesiz Orta Dünya’yı ilk tam manasıyla gerçekleştirilmiş fantazi ekosistemi yapar.”

Ekoloji biliminin evrimiyle bu konseptler de sürekli gözden geçirilirken Tolkien’in altmışlardaki etkisinin canlılar ve çevre ilişkisinde yeni bir bilincin doğuşuna katkıda bulunduğu su götürmez.

Walter Contreras Sheasby
Çev. Mayıs


Notlar:

1. Peter Coyote, The Free-Fall Chronicles: Playing For Keeps, Diggers Arşivi
http://www.diggers.org/freefall/forkeeps.html

2. Barry "Plunker" Adams, Where Have All the Flower Children Gone?, Radical Vision,
http://www.wildrockies.org/peacetribes/where/where1.htm
3. Humphrey Carpenter, Ed., The Letters of J.R.R. Tolkien, Boston: Houghton-Miflin Co., 2000, syf. 262.
4. The Inklings, http://www.secondspring.co.uk/society/term13.htm
5. Margarita Carretero-Gonzalez, ...And then came the Fall: On the nature of Evil in JRR Tolkien's and JK Rowling's arch-villains, Roundtable remarks at Fourth Conference on Evil and Human Wickedness, Prague, 2003. www.wickedness.net/ejv1n3/book.pdf
6. Warren Hinckle, The Social History of the Hippies, Ramparts dergisi, Cilt. 6 No. 9, Mart 1967, syf. 25.
7. Peter Coyote, Coyote Howl, The Official Peter Coyote Web Site.
http://www.petercoyote.com/howl.html
8. J.D. Salinger, Çavdar Tarlasında Çocuklar, çev. Coşkun Yerli, Mayıs 2000, YKY
9. Jack Kerouac, Yolda, çev. Güzin Özkan-Ferruh Armutçuoğlu, 1993, Kıyı Yayınları
10. Gary Snyder, A Place in Space: Ethics, Aesthetics, and Watersheds, Washington, DC: Counterpoint, 1995, syf. 10.
11. Raymond F. Dasmann, The Destruction of California, New York: Collier Books, 1965.
12. Peter Coyote, Peter Coyote Surviving in the Hollywood Wilderness, Orlando Sentinel röportajı, 5 Şubat 1987. http://www.petercoyote.com/sentinel.html
13. David Vanek, Murray Bookchin’le röportaj, Harbinger, Cilt 2 No. 1, 2002.
http://www.social-ecology.org/harbinger/vol2no1/bookchin.html

14. A.g.e.
15. Angie Errigo ve diğerleri, The Rough Guide to the Lord of the Rings, London: The Penguin Group, 2003, syf. 27.
16. Charles Perry, The Haight-Ashbury: A History, New York: A Random House Rolling Stone Book, 1984, p. 280.
17. Angie Errigo, a.g.e., syf. 27.
18. Allen Cohen, Additional Notes on the S.F. Oracle for the Haight-Ashbury in The Sixties CD http://www.rockument.com/webora.html
19. Warren Hinckle, a.g.e., syf. 25.
20. Emmett Grogan, Ringolevio: A Life Played for Keeps, Boston: Little, Brown and Company, 1972, syf. 314.
www.diggers.org/ringolevio/ring314.html
.
Warren Hinckle, a.g.e., syf. 25-6. Ayrıca bkz. Will the real Frodo Baggins please stand up? London OZ 3 (Mart-Nisan 1967).
21. George Metevsky [mahlas], Delving the Diggers, Berkeley Barb, 21 Ekim 1966, syf. 3.
http://www.diggers.org/diggers/digart2.html#Delving%20the%20Diggers
22. Liberation gazetesi (Paris, Fransa), Kültür sayfası (Pazartesi, 25 Aralık 2000), syf. 20-21.
23. Peter Coyote, The Free Fall Chronicles: Playing for Keeps.
http://www.diggers.org/freefall/forkeeps.html

24. Peter Berg, Trip without a Ticket, The Digger Papers (August 1968). İlk Baskı, Diggers, Kış, 1966-67. Yeniden basım, Communication Company SF 2nd Edition 6/28/67. Digger Notları Ağustos 1968’de yer almaktadır.
http://www.diggers.org/digpaps68/twatdp.html

25. Peter Berg, Watershed Konuşması.
www.nationalwatercenter.org/ on_waterfront_2.htm
26. Edouard Waintrop, The Green Hun of San Francisco, Digger Arşivleri, 
http://www.diggers.org/waintrop.htm.

27. Don Alexander, Bioregionalism: The Need for a Firmer Theoretical Foundation.
http://trumpeter.athabascau.ca/content/v13.3/alexander.html

28. Angie Errigo, a.g.e., syf. 279.

2 Mayıs 2007 Çarşamba

Kayıp ve Ölü Bir Şehirde

Kôr
Kayıp ve Ölü Bir Şehirde

Samur bir tepe, kocaman, surlarla taçlanmış
Dikiliyor gözetleyerek masmavi bir denizi
Masmavi bir göğün altında, ve onun karanlık toprağı
çok sadedir somaki bir zeminmiş gibi
Apak ışıldayan mermer tapınaklara ve göz kamaştırıcı saraylara karşı
Ve boz çimenler dokunur, çok eskiden yapılmış
Fildişi duvarlarının üstündeki oymalı parmaklıklara
Gölgelerde yükselen taş gibi kök salmış muazzam ağaçları
Mahzenin şekillendirilmiş taş sütunları gibi
Gövdesi ve siyah mermerden sütun başlarıyla
Orada yapılır unutulmuş günlerin hasatı sonsuza dek yavaşca
Suskun gölgeler ilan eder coşkulu saatlerin bittiğini
Ve yoktur hiçbir ses kıpırtısı; ve bütün o mermer kuleler
Ak, kızgın ve dilsiz, yanar ve uyurlar daima.

J.R.R. Tolkien

Yeni bir girişim(mi?)

Blogger için template arıyordum bir süredir. Görebildiğim kadarıyla ilginç tasarımlar yapılmış ama yine de çok hoşuma giden bir şey pek bulamamıştım. Sonra bugün üzerinde bulunduğunuz bu tasarıma rast geldim ve ağzımın suları yeryüzünün sularına karışıp gittiler.

Fakat orijinali (ki adı Hobbit) pek dardı ve imajlarının biraz düzenlenmeye ve değiştirilmeye ihtiyacı vardı. O işleri de bu blog kaydında hallettim ve ortaya Tolkien'e saygı duruşu misâli böyle bir blog çıktı işte. Devam eder mi bilmem; belki Tolkien'ın yapıtları ya da fantastik edebiyatla ilgili bir şeyler yazabilirim arada. Gerçi iki blogla uğraşmak zor olur, ama dursun bir kenarda.